Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan dedi çocuk, Kolay mıydı zaten dönmek .
Gerçi etrafta o kadar dönek var dı ki çocukta bir an yanılgıya kapıldı dönerim dedi, Ama dönemedi işte. Dönülmüyor zaten.
Neyse her şey yolunda dedi çocuk, En azından hala benimle yaşadığını biliyorum, nerede olduğunu biliyorum çok olmasa da istediğim zaman ulaşabiliyorum daha ne olsun adamım dedi kendi kendine. Allahtan belasını istemiyordu netice de.
Ben gidiyorum dedi yine kız, Gitme dedi çocuk soğuk kanlı bir katilin edasıyla , suratında salakca bir gülümseme de yok değildi hani.
Ben gideli çok oldu dedi kız,
Gel o zaman dedi çocuk ve gülümsedi yine salakca. Sonra düşünmeye başladı. Olayları bu noktaya getiren. Nelerdi neler oldu, Nedenler sorular sorular salakca çok saçma gereksiz yersiz binlerce soru.
Eee nerede kalmıştık dedi sonra . Bu geceyi düşündü bir anda gelen sinir krizi kapağı parçalanan telefon, kırılan kalem. Oysa soru çözüyordu çocuk en azından birkaç soru çözmüştü olmamış demek ki kısmet dedi kader dedi. Zaten okul konu olunca hep kadere inancı pekişiyordu.
Hayattaki başarısızlığı da kader olgusundan kaynaklanıyordu.
İntiharı düşündü çocuk 5. Kattayım ama dedi atlasam da ölmem, hem zaten ölmek kolayı dedi acı çekmek zor olanı, sonra da beni öldürmeyen acı kuvvetlendirir diyen filozafa okkalı bir küfür savurdu.
İçinden hadi ordan Pez…. Demek geçti sonra demedi. Sadece küfretti işte. Öldürmeyen acı kuvvetlendirir yalanlarıyla nice gencin kendini avuttuğunu, kendileri kandırdığını düşündü. Yalan’ın daniskasıydı, ne olacaktı öldürmeyen acı kişisel gelişim sürecinde işine mi yarayacaktı. Hem hangi ahmâk aynı acıları tekrar yaşamak ister ki dedi.
Ama sonra kendi yaşadıkları geldi aklına. İşte ben bu Ahmâk benim dedi. Evet ahmak’tı çünkü kendine söz vermişti. Bir acı çekmişti öldürmemişti ama güçten düşümüştü aynı acıyı tekrar yaşamak istemiyordu. Yaşamaktansa aynı acıları bu defa ölmeyi istiyordu. Ama sonra işte “Kız” çıktı karşısına bizim saf çocukta ne yapsın inandı.
Hem bu filozof’un da suçu var dı sahi kimdi o pezevenk. Neyse işte
Sabah 8 de kalkmam gerek dedi çocuk, Bir dost’dan yardım istedi 08:00 da uyandırılmak için ama Keşke dedi uyanmayacak bir uykuya yatsam ve uyanmasam sonra saçmalama dedi kendine, bu gece ne kadar çok saçmalamıştı.
Kız da saçmalamayı kes artık demişti, Tamam demişti ona da . Ama kesmemişti.
Neyseeee dedi eeee leri uzatarak, yarın farklı bir gün güzel bir gün bizi bekliyor dedi, sonra hadi oradan kendini hala bu yalanlarla mı avutuyorsun dün’den ne farkı var kötü gitmesinden başka neresi iyi olacak dedi.
Keşke yanında olsaydı annesi, her sabah uyandıran, hasta olduğunda başında olan, daha kız’ın olmuyor yapamıyorum demesinin ardından O sabah 7 de arayıp rüyamda seni gördüm “guzum” neyin var diyen anası keşke yanında olsaydı.
Umutlar ve hayaller kurmuştu annesi de çocuk gibi sonra o da herkes gibi dedi, kısmet üzme canını dedi. Annesi ardından hayırlısı dedi. EN çok ta bu canını acıtmıştı.
Hele hayırlısı kelimesinin lügat’da ki karşılığının “ olayları geçiştirip en sonunda ekilmek” olduğunu öğrendiği gün yıkılmıştı tekrardan. Artık hayra bile inanmıyordu.
Uyusam mı dedi ve gitti ve uyudu ve öldü.
Hadi biraz ölelim..
8 Aralık 2010 Çarşamba
15 Eylül 2010 Çarşamba
14 Eylül 2010 Salı
Eller Lâl olur muydu..
Bunu da düşündü çocuk. Dillerin lâl olduğunu biliyordu. Olmuştu dili kaç defa. Kaç defa yutmuştu cümlelerini. Söylememişti, söyleyememişti. Herkese herşeyi çok rahat söylerken kıza bir türlü zihnindekileri söyleyememişti. Söyleyemeyecektide zaten.
Yazamıyordu da ama esas sorun buydu. Kaç defa yazmayı denedi olmadı.
Konuya dönmek istedi tekrar, itiraf edeceğim demişti. Ama sadece itiraf edeceğini itiraf etmiş neyi itiraf edeceğini itiraf edememişti. Edemeyecekti de belki de etmeyecekti. En azından itiraf etmeyeceğim diyerek kararlı bir adım sergilemiş olmak adına itiraf etmeyecekti. Edebilir miydi. Edemezdi zaten. Hiç itiraf edememişti..
İtiraf edeceğim diye başlayan nice cümlesi karnının acıktığı mavallarıyla sona ermişti hep. Bu defa çok üzerine gelinirse susadığını söyleyebilirdi.
Yazmaktan vazgeçti çocuk. En azından yazacak bir şey bulana kadar.
Yazamıyordu da ama esas sorun buydu. Kaç defa yazmayı denedi olmadı.
Konuya dönmek istedi tekrar, itiraf edeceğim demişti. Ama sadece itiraf edeceğini itiraf etmiş neyi itiraf edeceğini itiraf edememişti. Edemeyecekti de belki de etmeyecekti. En azından itiraf etmeyeceğim diyerek kararlı bir adım sergilemiş olmak adına itiraf etmeyecekti. Edebilir miydi. Edemezdi zaten. Hiç itiraf edememişti..
İtiraf edeceğim diye başlayan nice cümlesi karnının acıktığı mavallarıyla sona ermişti hep. Bu defa çok üzerine gelinirse susadığını söyleyebilirdi.
Yazmaktan vazgeçti çocuk. En azından yazacak bir şey bulana kadar.
Nasıl başladı..
Nasıl başladı diye düşündü çocuk, Nereden başlamalıyım nasıl anlatsam dedi. Kıza mı sorsaydı.. Yok ama kız beni karıştırma ne halin varsa gör havalarındaydı. Soramazdı. Hem belki bir işi de bensiz hallet diyebilirdi .
Düşündü çocuk önce o sırada saçını kaşıdı. Yaz mevsimi sebebiyle kısa kestirmişti saçlarını neredeyse 3 numara. Tabi berber'in halk arasında kasap diye nitelendirelen cinsten çıkmasınında etkisi vardı bunda. Ama netice itibarıyla babası beğenmişti tatilde saçlarını. Aferin Erkek adamın ensesinde 4 parmak boşluk olur diyerek ölçmüştü bile. Gerçi fauller biraz uzun olmuş ama diyerek yine de diyerek memnuniyetsizliğini dile gitirmişti ama Anne karışma çocuğa demişti.
Düşündü tekrar çocuk nerden başlasam diye. o sırada nereden miydi diye de düşündü. Acaba güzel bir müzik mi açsaydı. Keza Ömer Karaoğlu kuşlar parçası da bir yere kadar dedi. Dediği anda aklına intifadayı açmak geldi sonra vazgeçti. Winampa bıraktı işi ve o da Ahmet Kaya'dan arka mahalle gibi ağır bir şarkıyı seçmişti.
Bunları düşünmeyi bırakıp yazmalıyım dedi çocuk. Ama nereden başlayacaktı ki. Neresinden..
Zaten bugün yeteri kadar üzülmüştü. Gerçi ilk günleri düşününce yüzünde bir tebessümde oluşmadı değil çocuğun ama bugün üzülmüştü işte..
Düşündü çocuk önce o sırada saçını kaşıdı. Yaz mevsimi sebebiyle kısa kestirmişti saçlarını neredeyse 3 numara. Tabi berber'in halk arasında kasap diye nitelendirelen cinsten çıkmasınında etkisi vardı bunda. Ama netice itibarıyla babası beğenmişti tatilde saçlarını. Aferin Erkek adamın ensesinde 4 parmak boşluk olur diyerek ölçmüştü bile. Gerçi fauller biraz uzun olmuş ama diyerek yine de diyerek memnuniyetsizliğini dile gitirmişti ama Anne karışma çocuğa demişti.
Düşündü tekrar çocuk nerden başlasam diye. o sırada nereden miydi diye de düşündü. Acaba güzel bir müzik mi açsaydı. Keza Ömer Karaoğlu kuşlar parçası da bir yere kadar dedi. Dediği anda aklına intifadayı açmak geldi sonra vazgeçti. Winampa bıraktı işi ve o da Ahmet Kaya'dan arka mahalle gibi ağır bir şarkıyı seçmişti.
Bunları düşünmeyi bırakıp yazmalıyım dedi çocuk. Ama nereden başlayacaktı ki. Neresinden..
Zaten bugün yeteri kadar üzülmüştü. Gerçi ilk günleri düşününce yüzünde bir tebessümde oluşmadı değil çocuğun ama bugün üzülmüştü işte..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)