Kusura bakma geç kaldım dedi kız,
Olsun dedi çocuk ben de yeni geldim zaten. Gerçekten de yeni gelmişti. Kız ile sözleşmeleri saat 11 di ve çocuk 11 buçuk gibi gelmişti. Çünkü biliyordu kızlar yarım saat daima geç kalırdı.
Nasılsın dedi kız, iyiyim dedi çocuk. Sen dedi
Sonra anlatmaya başladı kız, ne anlatıyordu kız gelirken yolda yaşananlar falan.
Ne içersin dedi çocuk, ben bir kahve alayım dedi kız . Ben de çay dedi çocuk.
Hep çay içiyordu zaten bir tek geceleri sade kahve gündüz ise az şekerli türk kahvesi.
Yazayım dedi çocuk bir şeyler yazayım, anlatayım dedi. Ama beceremedi.
Bir garip çocuk ile bir kız..
3 Nisan 2011 Pazar
2 Nisan 2011 Cumartesi
Gül'ün dikeni acıtıyor be Usta..
Aslında blogspot kapatıldığında içide faşistce bir duygu vardı çocuğun. Eskiden yazdıklarının silineceğini düşünüyordu. Olmadı gerçi sadece Türkiye'de yasaktı ve istese proxy ya da dns ayarı ile girebiliyordu ki bunu çok iyi yapıyordu.
Tam okumaya başlamıştı ki çocuk ve Etme diye sayıklamaya başlamıştı ki "O" hemen müdahale etti yine başladın saçmalamaya dedi. Ne yapsaydı çocuk işte nette araştırırken denk geldi. Silse miydi yazdıklarını. Neyse deyip biraz kavga edip o defteri kapattığını söyleyip ikna etmeye çalıştıysa da ikna olmamıştı karşıda ki, ki ikna olmayacaktı.
Ne yazsam ki geçmişin muhasebesini mi yapsam, yok geçmişi kapattık eden etti, giden gitti dedi çocuk.
Sonra düşündü ne kadar zaman oldu diye, ama hangisinden başlayacaktı o kadar çok kırılma noktası vardı ki, 26 kasım, 11 aralık, 11 şubat, 10 mart, 11 nisan'da 2 ay olacaktı .
Gerçi 11 Şubat'da kararlıydı her şey bitmişti. Sonrasında kararını uygulamaya koydu bir sıkıntı olmadan ne güzel hayat istediği gibi gidiyordu ama her zaman hayat istediğimiz gibi gitmiyor dedi çocuk. Gerçi kendi hayatında yolunda gitmeyen o kadar çok şey vardı ki.
Aman boşver dedi çocuk dalgamıza bakalım, güldü geçti. Zaten salakça bir gülümsemesi vardı daima , en kötü haberleri verirken bile o kadar rahat ve salakça bir gülümsemesi var ki. Bir de kendi derdine hiç ağlamıyordu.
Geçmişi kapattı çocuk, Tam GÜL'den kurtuldum derken hatta Gül'ü görmemişti ama batan dikenlerin yarasından , acısından kurtulmuşken.. Şimdi bir de karşısına GÜLİSTAN çıktı.
Ne yapacaktı peki, GÜLİSTAN konusunu. Onu düşündü zordu biraz işi ama çocuk ne zorluklar atlatmıştı.
Neyse dedi sabah Gülistan'ı görecem dedi çocuk ve yattı.
Tam okumaya başlamıştı ki çocuk ve Etme diye sayıklamaya başlamıştı ki "O" hemen müdahale etti yine başladın saçmalamaya dedi. Ne yapsaydı çocuk işte nette araştırırken denk geldi. Silse miydi yazdıklarını. Neyse deyip biraz kavga edip o defteri kapattığını söyleyip ikna etmeye çalıştıysa da ikna olmamıştı karşıda ki, ki ikna olmayacaktı.
Ne yazsam ki geçmişin muhasebesini mi yapsam, yok geçmişi kapattık eden etti, giden gitti dedi çocuk.
Sonra düşündü ne kadar zaman oldu diye, ama hangisinden başlayacaktı o kadar çok kırılma noktası vardı ki, 26 kasım, 11 aralık, 11 şubat, 10 mart, 11 nisan'da 2 ay olacaktı .
Gerçi 11 Şubat'da kararlıydı her şey bitmişti. Sonrasında kararını uygulamaya koydu bir sıkıntı olmadan ne güzel hayat istediği gibi gidiyordu ama her zaman hayat istediğimiz gibi gitmiyor dedi çocuk. Gerçi kendi hayatında yolunda gitmeyen o kadar çok şey vardı ki.
Aman boşver dedi çocuk dalgamıza bakalım, güldü geçti. Zaten salakça bir gülümsemesi vardı daima , en kötü haberleri verirken bile o kadar rahat ve salakça bir gülümsemesi var ki. Bir de kendi derdine hiç ağlamıyordu.
Geçmişi kapattı çocuk, Tam GÜL'den kurtuldum derken hatta Gül'ü görmemişti ama batan dikenlerin yarasından , acısından kurtulmuşken.. Şimdi bir de karşısına GÜLİSTAN çıktı.
Ne yapacaktı peki, GÜLİSTAN konusunu. Onu düşündü zordu biraz işi ama çocuk ne zorluklar atlatmıştı.
Neyse dedi sabah Gülistan'ı görecem dedi çocuk ve yattı.
7 Ocak 2011 Cuma
Etme demişti Çocuk.
Nereden aklına geldi ki çocuğun yazmak, sanırım bir dostunun şakayla karışık şekerliği isterken "sen zehri şeker şekeri zehr" ediyorsun demesiyle geldi.
http://www.dailymotion.com/video/x9nis9_yilmaz-erdogan-etme_music
Sanırımı yok o şekilde oldu. Sonra dostu şekerliği aldı gitti, Ne dostu be çocuğun dostu yoktu ki. Sanırım arkadaşı, elaman, adı her neyse şekerliği aldı gitti ve çocuğun ağzında acı bi tad kaldı.
Sonra işte Tuttu yapmaması gereken bir hata daha yaptı, Mevlana'nın Şems için yazdığı Etme şiirini Yılmaz Erdoğan'dan dinledi dinledi ve sarıldı klavyeye. Etme diyerek başladı sonra sonra sustu.
Tarihi o günü daha sanki az önce olmuş gibi hatırladığını fark etti. İlk gördüğü an, Bir sonbahar akşamı gerçi dedi çocuk ocak gelmiş daha kar yağmamış acaba eylül sonbahar mı yazmıydı. Yazdan kalan bir sonbahar akşamı dedi sonra.
Arada 2 masa 5 Metre mesafe vardı. Ama ne çocuk gidebiliyordu ne kız. Yine her zamanki gibi iletişim kuruyorlardı. Sonra baktı olmayacak çocuk kalktı. Şimdi oturduğu yere geldi. Ve bir kahve içme kararı aldı. Nargile de içiyordu sanırım ya da o akşam içmiyordu. Şakayla karışık uzaktaki kıza gel kahve içelim dedi. Kız olur ama şekerli isterim dedi sonra :P yaptı. Çocuk gelmeyeceğini bile bile davet etmiş kız da gelmeyeceğini bile bile olur demişti. Kendisine kahve söyledi çocuk. Hep az şekerli içerdi ya. Yine az şekerli dedi. Ve yine kahveyi orta şekerli getirdi Garson. Hep öyleydi hep orta şekerli gelirdi kahveler.
Sonra "kız" arkadaşlarına çikolata almak için gideceğini isterse birlikte markete kadar çikolata almak için eşlik edebileceğini söyledi çocuğa. Tamam dedi çocuk, ama çocuk hep çikolata diye yazar çikilota diye okurdu çocukluğundan beri. Gerçi hala çocuktu sanırım.
Sonra tuttu Çocuk kızı biraz daha uzaktaki markete götürdü Kızı. Kız da bu markette aradığı çikolata olmadığını söyleyerek daha uzaktaki bir markete gitme kararı aldılar. Sonra birkaç market daha dolaşarak oturdukları kafe'ye 50 metre mesafedeki en yakın marketten istenilen çikolatay bulamadan sıradan bir çikolata alarak döndüler. Bir tane de çocuğa almıştı Kız. Ve bu çikolata o çocuğun hayatında yemediği ve sakladığı tek çikolata oldu. Öyle ki aç kaldığı akşamlarda bile hani vardır ya midesi kazınmak. Midesi kazındığı akşamlarda bile yemedi o çikolatayı çocuk. Sonra döndüler ve kız arkadaşlarının yanına gitti ve çocukta kendi yalnızlığına döndü. Ve gittiler ikisi de evlerine. Ve çocuk gitme dedi kıza. Etme dedi. Daha ilk gün demişti Etme diye.
http://www.dailymotion.com/video/x9nis9_yilmaz-erdogan-etme_music
Sanırımı yok o şekilde oldu. Sonra dostu şekerliği aldı gitti, Ne dostu be çocuğun dostu yoktu ki. Sanırım arkadaşı, elaman, adı her neyse şekerliği aldı gitti ve çocuğun ağzında acı bi tad kaldı.
Sonra işte Tuttu yapmaması gereken bir hata daha yaptı, Mevlana'nın Şems için yazdığı Etme şiirini Yılmaz Erdoğan'dan dinledi dinledi ve sarıldı klavyeye. Etme diyerek başladı sonra sonra sustu.
Tarihi o günü daha sanki az önce olmuş gibi hatırladığını fark etti. İlk gördüğü an, Bir sonbahar akşamı gerçi dedi çocuk ocak gelmiş daha kar yağmamış acaba eylül sonbahar mı yazmıydı. Yazdan kalan bir sonbahar akşamı dedi sonra.
Arada 2 masa 5 Metre mesafe vardı. Ama ne çocuk gidebiliyordu ne kız. Yine her zamanki gibi iletişim kuruyorlardı. Sonra baktı olmayacak çocuk kalktı. Şimdi oturduğu yere geldi. Ve bir kahve içme kararı aldı. Nargile de içiyordu sanırım ya da o akşam içmiyordu. Şakayla karışık uzaktaki kıza gel kahve içelim dedi. Kız olur ama şekerli isterim dedi sonra :P yaptı. Çocuk gelmeyeceğini bile bile davet etmiş kız da gelmeyeceğini bile bile olur demişti. Kendisine kahve söyledi çocuk. Hep az şekerli içerdi ya. Yine az şekerli dedi. Ve yine kahveyi orta şekerli getirdi Garson. Hep öyleydi hep orta şekerli gelirdi kahveler.
Sonra "kız" arkadaşlarına çikolata almak için gideceğini isterse birlikte markete kadar çikolata almak için eşlik edebileceğini söyledi çocuğa. Tamam dedi çocuk, ama çocuk hep çikolata diye yazar çikilota diye okurdu çocukluğundan beri. Gerçi hala çocuktu sanırım.
Sonra tuttu Çocuk kızı biraz daha uzaktaki markete götürdü Kızı. Kız da bu markette aradığı çikolata olmadığını söyleyerek daha uzaktaki bir markete gitme kararı aldılar. Sonra birkaç market daha dolaşarak oturdukları kafe'ye 50 metre mesafedeki en yakın marketten istenilen çikolatay bulamadan sıradan bir çikolata alarak döndüler. Bir tane de çocuğa almıştı Kız. Ve bu çikolata o çocuğun hayatında yemediği ve sakladığı tek çikolata oldu. Öyle ki aç kaldığı akşamlarda bile hani vardır ya midesi kazınmak. Midesi kazındığı akşamlarda bile yemedi o çikolatayı çocuk. Sonra döndüler ve kız arkadaşlarının yanına gitti ve çocukta kendi yalnızlığına döndü. Ve gittiler ikisi de evlerine. Ve çocuk gitme dedi kıza. Etme dedi. Daha ilk gün demişti Etme diye.
8 Aralık 2010 Çarşamba
Hadi biraz ölelim mi?
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan dedi çocuk, Kolay mıydı zaten dönmek .
Gerçi etrafta o kadar dönek var dı ki çocukta bir an yanılgıya kapıldı dönerim dedi, Ama dönemedi işte. Dönülmüyor zaten.
Neyse her şey yolunda dedi çocuk, En azından hala benimle yaşadığını biliyorum, nerede olduğunu biliyorum çok olmasa da istediğim zaman ulaşabiliyorum daha ne olsun adamım dedi kendi kendine. Allahtan belasını istemiyordu netice de.
Ben gidiyorum dedi yine kız, Gitme dedi çocuk soğuk kanlı bir katilin edasıyla , suratında salakca bir gülümseme de yok değildi hani.
Ben gideli çok oldu dedi kız,
Gel o zaman dedi çocuk ve gülümsedi yine salakca. Sonra düşünmeye başladı. Olayları bu noktaya getiren. Nelerdi neler oldu, Nedenler sorular sorular salakca çok saçma gereksiz yersiz binlerce soru.
Eee nerede kalmıştık dedi sonra . Bu geceyi düşündü bir anda gelen sinir krizi kapağı parçalanan telefon, kırılan kalem. Oysa soru çözüyordu çocuk en azından birkaç soru çözmüştü olmamış demek ki kısmet dedi kader dedi. Zaten okul konu olunca hep kadere inancı pekişiyordu.
Hayattaki başarısızlığı da kader olgusundan kaynaklanıyordu.
İntiharı düşündü çocuk 5. Kattayım ama dedi atlasam da ölmem, hem zaten ölmek kolayı dedi acı çekmek zor olanı, sonra da beni öldürmeyen acı kuvvetlendirir diyen filozafa okkalı bir küfür savurdu.
İçinden hadi ordan Pez…. Demek geçti sonra demedi. Sadece küfretti işte. Öldürmeyen acı kuvvetlendirir yalanlarıyla nice gencin kendini avuttuğunu, kendileri kandırdığını düşündü. Yalan’ın daniskasıydı, ne olacaktı öldürmeyen acı kişisel gelişim sürecinde işine mi yarayacaktı. Hem hangi ahmâk aynı acıları tekrar yaşamak ister ki dedi.
Ama sonra kendi yaşadıkları geldi aklına. İşte ben bu Ahmâk benim dedi. Evet ahmak’tı çünkü kendine söz vermişti. Bir acı çekmişti öldürmemişti ama güçten düşümüştü aynı acıyı tekrar yaşamak istemiyordu. Yaşamaktansa aynı acıları bu defa ölmeyi istiyordu. Ama sonra işte “Kız” çıktı karşısına bizim saf çocukta ne yapsın inandı.
Hem bu filozof’un da suçu var dı sahi kimdi o pezevenk. Neyse işte
Sabah 8 de kalkmam gerek dedi çocuk, Bir dost’dan yardım istedi 08:00 da uyandırılmak için ama Keşke dedi uyanmayacak bir uykuya yatsam ve uyanmasam sonra saçmalama dedi kendine, bu gece ne kadar çok saçmalamıştı.
Kız da saçmalamayı kes artık demişti, Tamam demişti ona da . Ama kesmemişti.
Neyseeee dedi eeee leri uzatarak, yarın farklı bir gün güzel bir gün bizi bekliyor dedi, sonra hadi oradan kendini hala bu yalanlarla mı avutuyorsun dün’den ne farkı var kötü gitmesinden başka neresi iyi olacak dedi.
Keşke yanında olsaydı annesi, her sabah uyandıran, hasta olduğunda başında olan, daha kız’ın olmuyor yapamıyorum demesinin ardından O sabah 7 de arayıp rüyamda seni gördüm “guzum” neyin var diyen anası keşke yanında olsaydı.
Umutlar ve hayaller kurmuştu annesi de çocuk gibi sonra o da herkes gibi dedi, kısmet üzme canını dedi. Annesi ardından hayırlısı dedi. EN çok ta bu canını acıtmıştı.
Hele hayırlısı kelimesinin lügat’da ki karşılığının “ olayları geçiştirip en sonunda ekilmek” olduğunu öğrendiği gün yıkılmıştı tekrardan. Artık hayra bile inanmıyordu.
Uyusam mı dedi ve gitti ve uyudu ve öldü.
Hadi biraz ölelim..
Gerçi etrafta o kadar dönek var dı ki çocukta bir an yanılgıya kapıldı dönerim dedi, Ama dönemedi işte. Dönülmüyor zaten.
Neyse her şey yolunda dedi çocuk, En azından hala benimle yaşadığını biliyorum, nerede olduğunu biliyorum çok olmasa da istediğim zaman ulaşabiliyorum daha ne olsun adamım dedi kendi kendine. Allahtan belasını istemiyordu netice de.
Ben gidiyorum dedi yine kız, Gitme dedi çocuk soğuk kanlı bir katilin edasıyla , suratında salakca bir gülümseme de yok değildi hani.
Ben gideli çok oldu dedi kız,
Gel o zaman dedi çocuk ve gülümsedi yine salakca. Sonra düşünmeye başladı. Olayları bu noktaya getiren. Nelerdi neler oldu, Nedenler sorular sorular salakca çok saçma gereksiz yersiz binlerce soru.
Eee nerede kalmıştık dedi sonra . Bu geceyi düşündü bir anda gelen sinir krizi kapağı parçalanan telefon, kırılan kalem. Oysa soru çözüyordu çocuk en azından birkaç soru çözmüştü olmamış demek ki kısmet dedi kader dedi. Zaten okul konu olunca hep kadere inancı pekişiyordu.
Hayattaki başarısızlığı da kader olgusundan kaynaklanıyordu.
İntiharı düşündü çocuk 5. Kattayım ama dedi atlasam da ölmem, hem zaten ölmek kolayı dedi acı çekmek zor olanı, sonra da beni öldürmeyen acı kuvvetlendirir diyen filozafa okkalı bir küfür savurdu.
İçinden hadi ordan Pez…. Demek geçti sonra demedi. Sadece küfretti işte. Öldürmeyen acı kuvvetlendirir yalanlarıyla nice gencin kendini avuttuğunu, kendileri kandırdığını düşündü. Yalan’ın daniskasıydı, ne olacaktı öldürmeyen acı kişisel gelişim sürecinde işine mi yarayacaktı. Hem hangi ahmâk aynı acıları tekrar yaşamak ister ki dedi.
Ama sonra kendi yaşadıkları geldi aklına. İşte ben bu Ahmâk benim dedi. Evet ahmak’tı çünkü kendine söz vermişti. Bir acı çekmişti öldürmemişti ama güçten düşümüştü aynı acıyı tekrar yaşamak istemiyordu. Yaşamaktansa aynı acıları bu defa ölmeyi istiyordu. Ama sonra işte “Kız” çıktı karşısına bizim saf çocukta ne yapsın inandı.
Hem bu filozof’un da suçu var dı sahi kimdi o pezevenk. Neyse işte
Sabah 8 de kalkmam gerek dedi çocuk, Bir dost’dan yardım istedi 08:00 da uyandırılmak için ama Keşke dedi uyanmayacak bir uykuya yatsam ve uyanmasam sonra saçmalama dedi kendine, bu gece ne kadar çok saçmalamıştı.
Kız da saçmalamayı kes artık demişti, Tamam demişti ona da . Ama kesmemişti.
Neyseeee dedi eeee leri uzatarak, yarın farklı bir gün güzel bir gün bizi bekliyor dedi, sonra hadi oradan kendini hala bu yalanlarla mı avutuyorsun dün’den ne farkı var kötü gitmesinden başka neresi iyi olacak dedi.
Keşke yanında olsaydı annesi, her sabah uyandıran, hasta olduğunda başında olan, daha kız’ın olmuyor yapamıyorum demesinin ardından O sabah 7 de arayıp rüyamda seni gördüm “guzum” neyin var diyen anası keşke yanında olsaydı.
Umutlar ve hayaller kurmuştu annesi de çocuk gibi sonra o da herkes gibi dedi, kısmet üzme canını dedi. Annesi ardından hayırlısı dedi. EN çok ta bu canını acıtmıştı.
Hele hayırlısı kelimesinin lügat’da ki karşılığının “ olayları geçiştirip en sonunda ekilmek” olduğunu öğrendiği gün yıkılmıştı tekrardan. Artık hayra bile inanmıyordu.
Uyusam mı dedi ve gitti ve uyudu ve öldü.
Hadi biraz ölelim..
15 Eylül 2010 Çarşamba
14 Eylül 2010 Salı
Eller Lâl olur muydu..
Bunu da düşündü çocuk. Dillerin lâl olduğunu biliyordu. Olmuştu dili kaç defa. Kaç defa yutmuştu cümlelerini. Söylememişti, söyleyememişti. Herkese herşeyi çok rahat söylerken kıza bir türlü zihnindekileri söyleyememişti. Söyleyemeyecektide zaten.
Yazamıyordu da ama esas sorun buydu. Kaç defa yazmayı denedi olmadı.
Konuya dönmek istedi tekrar, itiraf edeceğim demişti. Ama sadece itiraf edeceğini itiraf etmiş neyi itiraf edeceğini itiraf edememişti. Edemeyecekti de belki de etmeyecekti. En azından itiraf etmeyeceğim diyerek kararlı bir adım sergilemiş olmak adına itiraf etmeyecekti. Edebilir miydi. Edemezdi zaten. Hiç itiraf edememişti..
İtiraf edeceğim diye başlayan nice cümlesi karnının acıktığı mavallarıyla sona ermişti hep. Bu defa çok üzerine gelinirse susadığını söyleyebilirdi.
Yazmaktan vazgeçti çocuk. En azından yazacak bir şey bulana kadar.
Yazamıyordu da ama esas sorun buydu. Kaç defa yazmayı denedi olmadı.
Konuya dönmek istedi tekrar, itiraf edeceğim demişti. Ama sadece itiraf edeceğini itiraf etmiş neyi itiraf edeceğini itiraf edememişti. Edemeyecekti de belki de etmeyecekti. En azından itiraf etmeyeceğim diyerek kararlı bir adım sergilemiş olmak adına itiraf etmeyecekti. Edebilir miydi. Edemezdi zaten. Hiç itiraf edememişti..
İtiraf edeceğim diye başlayan nice cümlesi karnının acıktığı mavallarıyla sona ermişti hep. Bu defa çok üzerine gelinirse susadığını söyleyebilirdi.
Yazmaktan vazgeçti çocuk. En azından yazacak bir şey bulana kadar.
Nasıl başladı..
Nasıl başladı diye düşündü çocuk, Nereden başlamalıyım nasıl anlatsam dedi. Kıza mı sorsaydı.. Yok ama kız beni karıştırma ne halin varsa gör havalarındaydı. Soramazdı. Hem belki bir işi de bensiz hallet diyebilirdi .
Düşündü çocuk önce o sırada saçını kaşıdı. Yaz mevsimi sebebiyle kısa kestirmişti saçlarını neredeyse 3 numara. Tabi berber'in halk arasında kasap diye nitelendirelen cinsten çıkmasınında etkisi vardı bunda. Ama netice itibarıyla babası beğenmişti tatilde saçlarını. Aferin Erkek adamın ensesinde 4 parmak boşluk olur diyerek ölçmüştü bile. Gerçi fauller biraz uzun olmuş ama diyerek yine de diyerek memnuniyetsizliğini dile gitirmişti ama Anne karışma çocuğa demişti.
Düşündü tekrar çocuk nerden başlasam diye. o sırada nereden miydi diye de düşündü. Acaba güzel bir müzik mi açsaydı. Keza Ömer Karaoğlu kuşlar parçası da bir yere kadar dedi. Dediği anda aklına intifadayı açmak geldi sonra vazgeçti. Winampa bıraktı işi ve o da Ahmet Kaya'dan arka mahalle gibi ağır bir şarkıyı seçmişti.
Bunları düşünmeyi bırakıp yazmalıyım dedi çocuk. Ama nereden başlayacaktı ki. Neresinden..
Zaten bugün yeteri kadar üzülmüştü. Gerçi ilk günleri düşününce yüzünde bir tebessümde oluşmadı değil çocuğun ama bugün üzülmüştü işte..
Düşündü çocuk önce o sırada saçını kaşıdı. Yaz mevsimi sebebiyle kısa kestirmişti saçlarını neredeyse 3 numara. Tabi berber'in halk arasında kasap diye nitelendirelen cinsten çıkmasınında etkisi vardı bunda. Ama netice itibarıyla babası beğenmişti tatilde saçlarını. Aferin Erkek adamın ensesinde 4 parmak boşluk olur diyerek ölçmüştü bile. Gerçi fauller biraz uzun olmuş ama diyerek yine de diyerek memnuniyetsizliğini dile gitirmişti ama Anne karışma çocuğa demişti.
Düşündü tekrar çocuk nerden başlasam diye. o sırada nereden miydi diye de düşündü. Acaba güzel bir müzik mi açsaydı. Keza Ömer Karaoğlu kuşlar parçası da bir yere kadar dedi. Dediği anda aklına intifadayı açmak geldi sonra vazgeçti. Winampa bıraktı işi ve o da Ahmet Kaya'dan arka mahalle gibi ağır bir şarkıyı seçmişti.
Bunları düşünmeyi bırakıp yazmalıyım dedi çocuk. Ama nereden başlayacaktı ki. Neresinden..
Zaten bugün yeteri kadar üzülmüştü. Gerçi ilk günleri düşününce yüzünde bir tebessümde oluşmadı değil çocuğun ama bugün üzülmüştü işte..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)